AGA Film Önerisi: "The Cut" / "Kesik" - Soykırım ve Sonrası

06.12.2014 16:07


Dr. Tessa Hofmann, 17.10.2014

Fatih Akın’ın "The Cut" adlı filmi, 16 Ekimden bu yana alman sinemalarında gösterimde. Medyada farklı şekilde eleştiri gören bu filmi önermemizi gerekçelendirmek isteriz.

Soykırım, film konusu olarak rejisör ve senaristler için sınavsal bir durum yaratır. Fatih Akın için bu durumu güçleştirecek başka faktörer de mevcuttur: Geldiği ülke olarak Türkiye, Osmanlı’nın Ermenilere uyguladığı soykırımı tarihsel bir gerçek olarak henüz kabul etmemektedir. Ayrıca, Ceza Kanununun "Türklüğe Hakaret"i içeren 301. maddesi değiştirilmiş, ancak kaldırılmamıştır. Bu nedenle çekimler sırasında çok özel koruma koşullarının yaratılması gerektiğinden, Fatih Akın resmi makamlara bir ‘Western’ filmi çevirmekte olduğunu bildirmek zorunda kalmıştır.

Tarıhten film çıkaran rejisörler, herşeyden önce toplu ve devlet cürmünün tarihini, bir birey ya da ailenin tarihi olgusuna indirgemek durmundadırlar. Bunu Fatih Akın ve ondan önce gelenler, Kanadalı Ermeni rejisör Atom Egoyan ve İtalyan Vittorio ve Paolo Taviani de yaptı. Ancak Akın’ı başarılı kılan öğelerden biri de, kensinden önce gelenlerin yanılgılarından kaçınmasıdır. Egoyan’ın ‘Ararat’ında bu kendini perifer konular ve zaman atlamaları ile kafa karıştıran bir anlatım olarak göstermektedir. Tivianis’lerde ise, tehcire uğramış bir Ermeni kadınla bekçi taburundan bir Türk subayın arasında geçen çok duygusal ve pek inandırıcı olmayan aşk hikayesi rahatsız etmektedir. İyi niyetle yapılan, iyi yapılmış değildir. Akın ise, eserinde çok iyi bir araştırmanın ürünü olarak Ermeni soykırımının kendine özgü gidişatını temel alan alışılagelmiş epokal sinema ve epik anlatıma güvenmektedir.

Onun filmi, bireyin kaderini genele yücelten bir tarzda, Ermeni masallarının başlangıç fürmülüyle başlamaktadır: "Bir varmış, bir yokmuş." , Filmin ana karakteri, bir Güneydoğu Anadolu şehri olan Mardin’li demirci Nazaret, 1915 yılında eniştesi ile birlikte bir Ermeni amele taburunda çalışmaya zorlanır. Burada Ermeni halkının sürgün oluşuna ve ırza geçme dahil, başlarına gelen vahşete tanık olurlar. 1916 yılında Diyarbakır Valisinin gönderdiği bir kişi ortaya çıkar ve esir amelelere islam dinine geçmeleri durumunda af ve serbestlik vaat eder. Gruptan sadece iki kişi buna karar verir ve diğerleri tarafından imandan çıkmış kişilerolarak hakarete uğrarlar. Ertesi gün, din değiştirmeyi reddetmiş olanlar koyun gibi kesilirler.

THE CUT | Trailer deutsch german [HD]



Bu arada, Nazaret’in katlinden sorumlu olan kişi tereddüte düşer; o bir hırsızdır, ama katil değildir. Nazaret’in boynunu emredildiği şekide keseceği yerde, derin ama yaşamsal tehlike yaratmayan bir kesik yaratır. Ardından, kimseye farkettirmeden halen yaşamakta olan kurbanının yanına gider. İkisi de zamana özgün bir durum olan seferi asker kaçaklarına katılırlar.

Ancak Nazaret asker kaçaklarıyla uzun süre birlikte kalamaz. Ailesinin Ras-el Ayn'a sürüldüğünü duyduğunda, onları aramak için yola çıkar. Zavallı ve açlıktan bitkin sürgünlerin kaldığı bir çadır kampında sadece tümüyle kuvvetten düşmüş, açıktan ölmek üzere olan yengesini bulur ve ondan ikiz kızları Arsine ve Lusine'nin bedevilerin yanında hayatta kalmış olduklarını öğrenir. Nazaret, kendisine yalvaran yengesinin isteği üzerine boynunu kırarak acılarından kurtarır. Bu durum onu derin bir inanç krizine sürükler, ama arayışını Bedevilerde, Halep'te ve Lübnan'ın Yetimhanelerinde sürdürür. İşte burada da Akın detay tutkunu bir kronist olduğunu kanıtlamaktadır. Gerçekten de kapasitenin üzerinde dolu olan yetimhanelerde "korunan"lar, oabilecek en erken zamanda ve çoğunlukla da denizaşırı Ermeni diasporasından birileriyle evlendirmekteydiler. Katalog seçimi yoluyla arabulucuk yapılan bu gelinlerin kaderi, Richard Kalinoski'nin 1995 tarihli tiyatro eseri "Beast on the Moon"un da konusudur.

THE CUT | Filmclip



Nazaret, kızlarına Küba'da "iyi eşler" bulduğunu söyleyen Ermeni Yetimhanesi müdüresinden aldığı bilgiye güvenerek bir gemiye yardımcı miço olarak girer ve Küba'nın yolunu tutar. Ancak Küba'da öğrendiği, kızlarının evlenmediğidir. Lusine'nin sürgünde ayağı kırılmıştır, artık kalıcı olarak topallamaktadır ve bu durum, kendisi için öngörülen epeyi yaşlı evlilik adayı için kabul edilemez bir kusurdur. Arsine, reddedien kardeşini yanız bırakmak istemez ve iki kız Minneapolis'e doğru yola çıkarlar. Babaları, onların izini takip edebilmek için binmesi gereken geminin biletini, neredeyse damadı olacak olan adamın parasını çalarak temin eder. Bu gemi, Florida'ya kaçak göçmen ve ve rom taşımaktadır. Burada ik önce kızlarının en son çalıştığı fabrikayı ve sahibi olan Edelmann adlı Yahudiyi bulur. Ancak buradan devam eden bir iz yoktur. Nazaret'in meceralı seyahatinin sonunda hiç olmazsa bir kızıyla, topallayan Lusine ile diğer kızının mezarında buluşması bir mucize niteliğindedir. Bu olay Nazaret için o denli olağan üstüdür ki, tekrar konuşmaya başlar. Katliam sırasında aldığı kesik yarası, onu yıllarca dilsiz kılmıştır.

Akın, Nazaret'in öyküsünü çok etkileyici manzara çekimlerinin yardımıyla anlatmaktadır. Yaşama düşman çölde sürgün bölgesinin kum renkli toprak tonları, Mezopotamya'nın yıldızlı sonsuz gökyüzünün altında yaşanan gecede Nazaret'in ömekte olan yengesine sarılması kadar zihne kazınmaktadır. Turna sürüsü, 1915'de gelecek olan tutuklanmalar, esir amelelik ve sürgün felaketinin habercisi iken, filmin sonuna doğru baba ve kızın küçük bir Amerikan şehrinde birbirlerine kavuşmalarını muştular.

Bazı eleştirmenler, Akın'ı Nazaret'in yakın doğu ve yeni dünyada geçen maceralı seyahatine çok geniş yer verdiği için yermektedirler. Ama o aslında soykırımı ve hayatta kalanların soykırım sonrası kaderlerini birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak işlemektedir: Çaresizce ve çoğu kez bir yaşam boyu yakınlarını arama, Nazaret'i kabuslarla ve yaşam tehlikesi altında sevdiği ölülerin sanrılarıyla sık sık yoklayan travma ile hiç bitmeyen bir acı. Manzaraların yanı sıra, bunlar da poetik ve etkileyici bir tarzın araçlarıdır.

THE CUT | Filmclip



Filmin belki de en önemli mesajı ise, insanların en zor zamanlarda dahi iyi ve kötü arasında tercih sahibi olduğu ve bu nedenle çoğumuzun ne tamamen kötü, ne de tertemiz meleklerolduğumuzdur. Akın, artık yüz yıl geride kalmış olan bir soykırım dönemine sürekli olarak

böylesi sade ve bir o kadar da barıştırıcı bir bakış sergilemekte ve böylelikte ana karakteri kurban ya da suçlu kılma basitliğine düşmemektedir. Nazaret hayatta kalabilmek için tabur arkadaşlarının Mardinl'i varsıl bir Ermeniyi ailesiyle birlikte kaçmaya çalışırken zorla arabasından çıkarmalarını izlerken, kendisi de suç işlemektedir. 1915 sürgününde taşıma araçlarının ne kadar önemli olduğu, yürüyerek güneye gitmek zorunda olanların yaşamsal tehlikeye maruz kaldıkları, soykırımda hayatta kalmış olan Jervand Otjan'ın 'Lanetli Yıllar'ında yazılıdır: Bahşiş veya ilişki kurmak için parası olan Bağdat trenine biniyordu, en azından bir at arabası sahibiydi.

Osmanlı'nın savaş kapitülasyonunun ardından Osmanlı askeri birlikleri ve sivil halk, artık İngiliz ve Fransız mandası altında olan Suriye'yi terketmek zorundaydılar. Nazaret önce şehri terketmekte olan Osmanlılara hakaret eden ve onlara taş atan öfkeli bir kalabalığa katılır. Ancak, taş atmak üzere kaldırdığı elini başı kanayan bir çocuğun annesini gördüğünde aşağı indirir. Yaşanmış olan şiddetin, kendisine hiç bir zaman savunmasız kurbanlara şiddet uygulama hakkını vermediğini kavramıştır. Ancak bu, Akın'ın ana karakterini hiç de daimi bir pasifist haline getirmez: Kızlarını bulabilmek için Küba'da bir memleketlisini soyar, silahlı ve öfkeli Amerikalılara karşı Florida'da kendisini başarıyla savunur. North Dakota'da yaşamını tehlikeye atma pahasına Kızılderili bir kızı ırkçı demiryolu işçilerinin tacizinden kurtarır. Mezopotamya'da amele iken, kadınların ırzına geçimesine paralize bir halde seyirci kalmıştır. Nazaret'in hayatta kalması, aynı zamanda sürekli olarak empati ve kendi çıkarlarını gözetmeksizin yardıma hazır insanlara rastlaması sayesindedir. Nazaret'i kaçak olarak Halep'e getiren, yanında kalmasını ve çalışmasını sağlayan Halepli sabuncu Omar Nasreddin, bu vasıflara sahip biridir.

Fatih Akin THE CUT Interview Venedig Film Festival 2014



İdealize bir Arap tiplemesi olan bu şahısın, Balkanlar ve İran'da tanınan Molla Nasreddin (türkçede Nasreddin Hoca)'nın ismini taşıması büyük ihtimalle tesadüf değildir. Çek Schwejk'in müsüman kafadar yoldaşı da tıpkı onun Tamerlan'a karşı davrandığı gibi, sultana karşı annelere özgü bir nüktedanlıkla başkaldırmaktadır. Fatih Akın'ın ailesi, Nasreddin Hoca'nın hem müslüman ve hem de Pontoslularca bilindiği Trabzon'ludur. Onun fırkaları dünya çapında diyasporaya taşınmıştır. Fatih Akın, anne tarafından Rum kökenlidir, Pontuslu değildir, Giritlidir. Mutlaka bu biyografik bağlantılar, Pontus Rumu Giorgos Andreadis'in 'Tamama'sının Kars kökenli rejisör Yeşim Ustaoğlu tarafından başarılı bir şekilde filme aktarımasında olduğu gibi (Bulutları Beklerken – Waiting for the Clouds, 2004), "Alman-Türk" betimlemesiyle tanıtılan rejisörün bakış açısını da genişletmiştir. 2015 yılı için bu önemli katkısının Almanya'da, ama Ermenistan'da da film eleştirilerinde onurlandırılmasını umutla beklemek gerek.

Çeviri: Ayşın Yeşilay İnan



Newsletter Abonnement

Geben Sie bitte Ihre E-Mail-Adresse an und bestätigen Sie es mit dem Klick auf dem Button Abonnieren um Sie in unserem Newsletter zu abonnieren.

Falls Sie Ihre Abonnement beenden wollen, bestätigen Sie es mit dem Klick auf dem Button Abbestellen.

E-Mail-Adresse